bu sene kardeşim üniversiteyi kazandı.. biz de her sene İstanbul Büyük Şehir Belediyesi'nin üniversite öğrencilerine verdiği eğitim desteği için aday olduk.. başvurular internetten yapıldı, bilgisayar ortamında hak kazanan öğrencilerin belirleneceği duyuruldu, bir süre sonra da başvurumuzun kabul edildiği, kardeşimin eğitim bursu almaya hak kazandığı haberi maille bildirildi.. gerekli evrakları teslim ettikten sonra, bursun ödeneceği tarihi beklemeye başladık..bu arada ana muhalefet partisi CHP, Anayasa Mahkemesi'ne, belediyelerin eğitim bursu vermesinin önünü açan maddenin iptali için dava açtı..
CHP'nin başvurusu koşullar gözardı edildiğinde yerinde bir fikir olabilir..
14 senedir verilen bu burslar için açtığı davanın tam da belediye seçimlerinden birkaç ay önce olması ne yazık ki beni iyi niyetli düşünmekten alıkoyuyor.. bunun yerine;
*geçerli bir gerekçe göstermeden İstanbul'un kaldırım taşlarının senede bir kez sökülüp, yeniden döşenememesiyle ilgili ya da
*başvurusuz, koşul gözetmeden kömür yardımı yapılmasını engelleyen ya da
herneyse..
ancak; İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden burs alan öğrenciler bilir ki, bu bursu alabilmenin şartlarından biri başka bir kurum ve/veya kuruluştan burs almıyor olmaktır.. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden burs almak için başvurup burs almaya hak kazanan 50bin öğrenci, bu sene burs alacakları düşüncesi ile başka burs arayışı içine girememiştir.. CHP'nin açtığı davanın Anayasa Mahkemesi'nce kabulü ile birlikte bu 50bin öğrenci şuan kendini forumdan foruma atarak, bir duyum, bir söylenti peşinde, bir umut dolaşmaktadır..
bunun dışında burs almaya hak kazanan öğrencilerin en azından bu sene bu yasadan muaf tutulmaması da ayrıca bir haksızlık kanaatimce.. çünkü yasa burs vermek isteyen kurum ve kuruluşlara burs veremeyeceklerini söylemiyor, verecekleri bursu Kredi ve Yurtlar Kurumu'na aktarmalarını söylüyor.. Bursların tek elden dağıtılması haksız yere burs alanların önünü bir miktar kesecek çünkü..
İstanbul Büyük Şehir Belediyesi 27 Aralık tarihinde "dar gelirli ailelerin yarınlarının umudu olan siz değerli üniversiteli gençlerimize yukarıda belirtilen sebeplerden dolayı eğitim yardımı yapamayacağımızı üzülerek bildiririz.." yarı demogojik son sözüyle bu konuyu kapattı..
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, "Yasal düzenleme yapılmadan mağduriyetlerin giderilmesi mümkün değil. Yasa çıkarma, TBMM takdirinde. Ama biz hükümet olarak, yasal düzenleme yapılması konusunda üzerimize düşeni yapacağız. Bu yönde yasal çalışma yapacağız. Öğrencilerin maduriyetini lehe çevireceğiz." dedi..
söylentilerin sonu gelmeyecek gibi.. açıkçası, CHP muhalefet yapmaya o kadar alıştı ki, birgün bir mucize olur da iktidara gelirse gerçekten ne yapacağını bilemeyecek gibi geliyor bana..
her ne kadar haketmeyen öğrencilerin bu yardımı aldığını iddia edilse de sonuçta bu yardım öğrencilere yapıldığı sürece ben haketmeyenlere kendimce gözyumabilirdim.. keşke CHP de öyle yapsaydı ya da yukarıda dediğim gibi yaptığı işin sonunu getirip bu 50 bin öğrenciyi böyle üzmeseydi..

2006 yapımı
yılbaşı yaklaşırken heyecanlananlardanım..
şu yanda gördüğünüz benim kahveli - kakaolu kekim..
ben fazla uyumayı sevmem.. annem de.. babam, eh.. ama kardeşim sanki uyuyarak doğmuş.. rahatsızmış, sıcakmış, soğukmuş, kaşlarının ortasına ışık vuruyormuş, sertmiş, çukurmuş, tümsekmiş.. hiç farketmez.. dik durmadığı sürece heryerde uyuyabilir..
uzun zamandır canımı sıkan çamaşır makinası sorununa kendimce bir çözüm buldum..
bir süredir yazamıyorum.. nelerle uğraştığım ise meçhul.. yapılacak işler silsilesi içinde hiç birşey yapmadan nasıl oluyor da böyle yoruluyorum bilmiyorum.. kafamda hep birşeyler var gibi ama kapağını açıp baktığımda bomboş..
herkes hata yapar..
ilk film
hemen yarım saat sonra
herşey yoluna girdi keyfimiz yerinde derken saat 19:00 oldu ve izlemeden önce bile başımıza ne geleceğini kestirememenin tedirginliği içimizde
Radyo Boğaziçi'nin sunduğu Helldorado konserine ne yazıkki ben gidemedim..
sevgilime büyüdüğüm yerleri hep gezdirmek istemiştim.. tatil vesilesiyle oralardaydık geçen hafta..
kışın ilk yağmuruna günler öncesinden hazırlık yapmıştım oysa ki..
dün akşam ailecek izlediğimiz 
Lili tatilden döndüğünde ikiz kardeşini evde bulamaz.. kardeşi, babasıyla çok büyük bir tartışma yaşamıştır ve evi terketmiştir.. sancılı günler başlar.. Lili kardeşinin başına kötü birşeyler gelmiş olabileceğini düşünerek aşırı endişeyle hastalanır.. ne ailesinden sakinleştirici bir cevap alabilmektedir ne de kardeşinden.. üstelik ailesi bu durumu kabullenmiş gibi görünmektedir.. hastalığı büyür.. ailesinin tutumuna karşı bir başkaldırı gibi başlayan bu hastalık günlerini sarar ve Lili'yi ele geçirir.. aslında Lili'nin hastalığı filmin başında, filmin konusu gibi gözükse de aslında tamamen bir açılış..
yazar cuma sabahı itibariyle tatilde..
2008 if! istanbul'da gösterime giren ve sessiz sedasız kayıplara karışan bir film 
inanılmaz bir süpriz..
gidebilmek hissimi canlı tutan bitkilerim artık yavaş yavaş çiçeklenmeye başladı.. biberlerim, hıyarlarım ve domateslerim birkaç haftadır güzel çiçekleriyle bana umut veriyorlar.. çok basit.. sadece zaman ve vazgeçmemekle ilgili.. zamanın yavaşladığı ve koşuyormuş gibi değil de sanki durduğunuz yerde herşey etrafınızda pervaneymiş gibi biryerlerin olduğunu öğrendiğimden beri belki de yaptığım herşey o yere ulaşabilmek için bir hazırlık..
Domates macerası fide olarak devam ediyor..
sıcak hava beni durdurur.. hareketlerim kısıtlanır, nefesim yavaşlar.. uykusuluğu "hastalık" olarak gördüğüm çocukluk yıllarımda babam eğer hiçbirşey düşünmezsem hemen uyuyabileceğimi söylerdi.. başaramadım hiç.. sıcak beni düşünceleimden uzaklaştırdı yıllar sonra büyüdüğümde.. sadece nabzımın sesi..
23 Nisan hiç bu kadar keyifli geçmemişti..
Eğer ben o bayramda görevli değilsem, sabahın köründe beni kadırır, süsler, yola çıkarır ve elinden geldiğince en şık yerden gösterileri izlememi sağlardı.. 23 Nisan.. 19 Mayıs.. 30 Ağustos.. ve Edremit'in kurtuluş şenlikleri..
Geçen sene balkonumda domates yetiştirebilmek için çekmediğim eziyet kalmadı.. Tamamen tohumları satın aldığım kişinin bende bu potansiyeli ya da yeterli azmi göremediği için yetersiz bilgi vermesiyle ilgili bir hayal kırıklığı.. Daha tohumlar çimlendiği zaman yanlış giden birşeyler olduğu belliydi ama ben kendi yetiştirdiğim domateslerden bir tanecik yiyebilmek uğruna aylarca direndim.. Sonuç.. Boş birsürü saksı.. Ayrıca bütün yaz boyunca saatlerce o saksıların başında boşuna geçirdiğim zamanı karşı apartman ve sakinlerinin baştan sona takip etmiş olmasının içimde bıraktığı eziklik hissi.. Tamam kim ne derse desin.. Bu sene bu işin benim için geçici bir heves olmadığını kanıtlamanın vakti geldi.. Karşı apartmanın tüm sakinlerine göstere göstere dalından tazecik koparılmış küçük domateslerimin üzerine mis gibi zeytinyağı gezdirip afiyetle yiyeceğim.. Acımasızca mı oldu.. Bilemiyorum.. Ama işi başından sıkı tutmak lazım..
kendimi dengesizliğin sembolü olarak görecek kadar aşırıya kaçabilirim.. duygusal alışverişlerini yoluna koyamamış bir insanım..
Geçen sene yaz sonuna doğru birden bahçeciliğe heves ettim.. Domateslerim büyük bir hüsranla fide olmanın ötesine gidemese de biberler konusunda fena sayılmazdım..Mutfak camımız ne yazık ki karşı duvara bakıyor.. Ben de kendi göz zevkim için pervaza biber saksılarını dizmiştim.. Kış geldi biberler kurudu.. Ben tam da havalar az daha ısınsın yeni biberler dikeyim diye düşünürken baktım en büyük saksıya görücü gelmiş.. 10 gün kadar önce bir kumru saksıyı mekan etmiş kendine.. Ufak bir ikilemde kaldım.. Evet yeniden biber yetiştirmeyi çok istiyordum ama o tombul kuşa da kıyamadım bir türlü.. Böylece saksının içine biraz bulgur bırakmaya başladım.. Derken haftasonu bir baktım bir kumru daha.. Bir telaş içerisinde saksıya konup konup uçuyorlar.. Pazar sabahı anladım ki bu hazırlık ve telaş minik yavruları içinmiş.. Saksının içinde minicik beyaz bir yumurtacık.. İş buraya kadar varınca ben de internette araştırma yapmaya başladım tabii..
(4. sezon 7. bölümü izlememiş olanlar okumasın lütfen!)
