
haftasonu Transporter 3'ü izledim sonunda.. ben bu seriyi çok seviyorum.. çamur atacak varsa şimdiden yazıyorum.. çok kızarım.. ceketimle döverim..
Jason Statham, zamanında Lock, Stock and Two Smoking Barrels ile kalbimizi çalmıştı.. daha sonraları biraz daha farklı bir yol izleyerek, kaslarını geliştyirdi ve eğlenceli, bol aksiyon filmlerinde boy göstermeye başladı.. hatta öyle ki kendisi benim için zamane Bruce Willisdir.. zira Jason'ın da saçları Bruce'un yaşına geldiğinde daha farklı olmayacak.. zaten Transporter serisi de benim için Die Hard serisi gibi..
Transporter 3'ün en beğendiğim yanlarından biri -inanmayacaksınız ama..- daha çok diyaloğa yer verilmiş olması.. müfettişle yaptıkları muhabettler çok eğlenceli.. hatta bu muhabbetlerin yanında Frank Martin gönül işlerine bile bulaşıyor.. vee.. son günlerde kravat denen naneye fena halde takılmışken, Frank Martin'in karavatını gerçekten "kullanmış" olması beni çok etkiledi.. kravat ve gömleğinle adam dövmüyorsan, o bağcık ne işe yarar??!!
neyse.. film bence 10 numara bir aksiyondu.. Frank Martin kaslarına kas katmış, yine deliler gibi araba kullanıyor.. bol bol yakın çekim Audi logosunu görüyoruz.. Audi isteyip iç geçiriyoruz..
ha bir de.. filmimizin kötü adamı; Robert Knepper.. T-Bag yani.. güzel olmuş..
canı sıkılana.. içi daralana.. şiddetle tavsiye ediyorum..



daha önce 
balığın yumurtası havyardan daha kıymetlidir tavuğun yumurtası bizim ailede.. aile derken kastettiğim sevgilim ve ben değil.. kuzenlerim.. teyzelerim.. annem.. (onunla ilgili bir efsane bile var.. o küçük bir çocukken, köyle pikniğe giderken, haşlanmış yumurtaların olduğu sepeti eline vermişler.. piknik yerine vardıklarında annemin yol boyunca 9 tane yumurtayı yediği ortaya çıkmış..)
sonunda