kaç zamandır Igor'dan bahsetmek istiyorum aslında ama elim gitmiyor nedense bir türlü..haftasonu, geçen sene festivalde izlediğim The Darjeeling Limited'i tekrar izlemek istedim.. hem kendim için hem de filmi kaçırmış olan sevgilim için..
sinemada izlerken de çok keyif almıştım ama ne yalan söyliyim ben sinemaya gitmeyi sadece festivallerde seviyorum.. bir filmi ilk izleyenlerden olabilme ayrıcalığı bana sinemaya katlanma gücü veriyor.. bir kere normalde çok az sigara içen biri olarak, keyifli bir film izlerken illa ki elim sigaraya gidiyor.. ve işte benzer bir sürü sebep..
neyse, filme döneyim..
Wes Anderson'un filmlerinde (senayoda Anderson'a Roman Copolla eşlik etmiş..) birbiriyle gözgöze geldiklerinde o bakışlarda sırlar, yaşanmışlıklar, nefret taşıyan birçok karakter vardır.. ya da birbiriyle gözgöze gelmemeye çalışan.. bu filmde de birbiriyle uzun süredir görüşmeyen üç kardeşin bir bakıma "ruhani" yolculuğu anlatılmış.. Francis, geçirdiği ölümcül bir kazadan sonra üç kardeşi bir araya getirmek için Hindistan'da uzun bir tren yolculuğu organize etmiş.. tabii filmde kondiktöründen, yolcusuna kadar herkes şahsına münhasır kişiler.. ilk sahneden üç kardeşin de bir birlerine katlanabilmek için gösterdikleri büyük çaba had safhada.. bitmeyen baş ağrıları için yarım saatte bir yutulan ağrı kesiciler.. şuruplar.. daha en başından bu üç kişinin bir araya gelmesinin ne büyük bir hata olduğunun göstergesi.. zaman ilerledikçe kardeşler hakkında ayrıntılı bilgiler aldığımız gibi, kendi aralarındaki ilişki de kör topal bir seviyeye gelmeye başlıyor.. ta ki her saniyesi planlanmış yolculuklarında işler plan dışına çıkana değin..
filmde ısrarla dikkatimi çeken bir şey vardı; JLW armalı, ölen babalarına ait olduğunu bildiğimiz valizlerin sahne sahne bir azalıp bir çoğalması.. ama "bu kadarı kadı kızında da olur" mantığıyla üzerinde düşünmeden geçmem aslında pek de akıllıca değilmiş.. (filmi izlemeyenlerin buradan, paragrafın sonuna kadar olan kısmı okumamalarını öneririm..) "benbilmiyorumsanki"nin sözlükte konuyla ilgili yaptığı yorum çok da şık olmuş.. kısaca üzerlerinde ölen babalarının baş harflerinin olduğu valiz takımı Whitman'ların babalarını temsil etmekte ve o valizlerden kurtulmadıkça yollarına devam etmeleri mümkün olamamaktadır..
filmi izlemeden önce yine Wes Adndersen'dan Hotel Chevalier adlı kısa filmi izlemekte fayda var.. (Youtube dahil bir çok yerde var, Türkçe altyazılısı var mı bilemiyorum.. o nu bulmak da size kalmılş..) "Natalie Portman neden bu filmde sadece 3 saniyeliğine gözüktü" sorusundan kurtulmak ayrıca Jack hakkında daha fazla bilgiye sahip olabilmekve de parfüm şişesinin ve telefonların sırrını çözebilmek için..
ayrıca bir de Bill Murray ve sweet lime..
tam da bu bahar ayları filmi izlemek için on numara zaman diye düşünüyorum.. yaza girerken biraz yenilenmekten ve sıcak yerlerden bahseden bir film, ertesi gün daha keyifli uyanmanıza yardımcı olabilir.. etkisinin ne kadar süreceği size kalmış..
geçenlerde bir
Garanti Bankası yaklaşık 1 ay kadar önce "ekonomik canlandırma paketi"ni piyasaya sürdü.. banka söylemlerine alışığız zaten.. ama bu sefer evlenen, tatile çıkan çiftler, yurtdışında eğitime giden gençler yerine daha farklı bir yol denediler.. ekonomik kriz içerisindeki bir ülkenin, memleketimizde pek sevilen başkanının bir benzerine "ah keşke bu banka bizde olsaydı" yakarışıyla o malum ifadeyi takındırdılar.. sırf bu reklam için A bankasından kredi almak varken Garanti Banka'sından kredi almaya karar veren var mı bilemiyorum ama reklam panoları canımı sıkıyor.. "Garanti yeşili" tonda hafif eğik başını göğe kaldırmış malum başkanın yeşermiş hali tüm durakları süsler oldu.. adım başı o bakış.. derken banka geçtiğimiz günlerde faiz oranını %0,98 e düşürdü ve işte gene o adam.. adım başı.. "Garanti yeşili".. onunla gözgöze geldiğim kadar kimseyle göz göze gelmiyorum son günlerde..
değişiklikleri pek sevmem..
birönceki akşam izledik Twilight'ı.. önce kitabı mı okusaydım.. ama kör gözüme parmak şeklinde ortalıkta bir vampir filmi dönerken kitaba kadar beklemek zor olurdu heralde.. zaten sipariş vereceksin.. gelecek.. zaman bulacaksın.. iyisi mi izliyeyim gitsin.. hem
benim gibi zahmet edip üç kur birden almanıza gerek yok.. zira kendileri bir kurda en sabırlı taşı bile çatlatabilir kapasiteye sahipler..