23 Nisan hiç bu kadar keyifli geçmemişti..Sanırım çocukken de 23 Nisanlar tatil olsaydı hiç fena olmazdı.. Ben pek aktif (!) bir çocuk olarak her yaşmda kendime bir aktivite bulurdum.. Zaten yıllarca bandoda çaldığım düşünülürse, genelde 23 Nisanlarımı komik bazı kıyafetler içerisinde uygun adım trampetime vurarak geçirmem yeterince kötü anılar silsilesini beraberinde getiriyor geçmişi anımsadıkça..
Bu sene geçen güzel 23 Nisanlarım anısında kardeşimi arayıp anneme benim adıma Atatürk'lü tahta çubuklu bir kağıt bayrak ve bir de pamuk helva almasını tembihledim.. Annem tüm bayramları benim için özel ve eğlenceli kılmayı kendine bir görev edinmiştir zira..
Eğer ben o bayramda görevli değilsem, sabahın köründe beni kadırır, süsler, yola çıkarır ve elinden geldiğince en şık yerden gösterileri izlememi sağlardı.. 23 Nisan.. 19 Mayıs.. 30 Ağustos.. ve Edremit'in kurtuluş şenlikleri..Bu sene İstanbul'da "kutlayacağım" ilk bayramımdı.. Ertesi gün hava sıcaklığı 10 derece kadar düşmesine rağmen sanırım tam bir bahar günüydü.. Keyifli bir sabahın ardından eşimle kendimizi Sarıyer'e attık.. Ve Winmaker'la.. Winmaker sonunda bisikletini almış..
Buluşmamızın üzerinden kısa bir zaman geçmişti ki kendimi çaresizce gülerken ve konuşurken buldum.. Temiz hava ve tatil bir araya gelince geri kalan herşey peşlerinden gelmişti.. Bir derenin yanından ormana doğru pedal çevirdik.. Sonra boğazda rüzgara karşı bir tur yaptık.. Ardından ormana doğru başka bir tur.. Ormana vardığımızda gün ve biz bitmiştik.. Nefis akşam yemeği hayalleri kurarak geri döndük..
İstanbul'da çok az bisiklete binilecek yer olması çok fena.. Yollar deli şöförlerin.. Kaldırımlar ise deli şöförlerin parkettiği araçlardan yer bulabilen zavallı insanların.. Bir de şunu söylemeden geçemeyeceğim.. Bisiklet kullanırken arabayla dibime kadar yanaşıp kornaya basmanız benim yokolmamı sağlamıyor henüz.. Sadece korkuyorum, dengemi kaybediyorum ve dilimin döndüğünce esaslı bir küfür savuruyorum..Bilesiniz..
Geçen sene balkonumda domates yetiştirebilmek için çekmediğim eziyet kalmadı.. Tamamen tohumları satın aldığım kişinin bende bu potansiyeli ya da yeterli azmi göremediği için yetersiz bilgi vermesiyle ilgili bir hayal kırıklığı.. Daha tohumlar çimlendiği zaman yanlış giden birşeyler olduğu belliydi ama ben kendi yetiştirdiğim domateslerden bir tanecik yiyebilmek uğruna aylarca direndim.. Sonuç.. Boş birsürü saksı.. Ayrıca bütün yaz boyunca saatlerce o saksıların başında boşuna geçirdiğim zamanı karşı apartman ve sakinlerinin baştan sona takip etmiş olmasının içimde bıraktığı eziklik hissi.. Tamam kim ne derse desin.. Bu sene bu işin benim için geçici bir heves olmadığını kanıtlamanın vakti geldi.. Karşı apartmanın tüm sakinlerine göstere göstere dalından tazecik koparılmış küçük domateslerimin üzerine mis gibi zeytinyağı gezdirip afiyetle yiyeceğim.. Acımasızca mı oldu.. Bilemiyorum.. Ama işi başından sıkı tutmak lazım..
kendimi dengesizliğin sembolü olarak görecek kadar aşırıya kaçabilirim.. duygusal alışverişlerini yoluna koyamamış bir insanım..